Tüyap'ın Ardından


6/11/2009 · Kategori: Lalin ve Sidar


                                          

Kitapseverlerin sabırsızlıkla beklediği bir Tüyap Kitap Fuarı da bitmek üzere. Çocukluğumdan beri gitmek istediğim, fakat bulunduğu yer itibariyle ‘İstanbul sınırları’ içerisinde olduğundan şüphe ettiğim, bir türlü gidemediğim bir yerdi Tüyap. Bu sene, her ne sebeple olursa olsun gideceğim diye ant içmiştim. Gittim, hem de sevgiliyleJ
1 ay önceden o günü doldurmuştuk aslında. Malum, şehrin perdeleri açıldı. Bizde sabırsızlıkla tiyatro gişelerine koşup, Sartre’nin yazdığı ‘Gizli Oturum’ oyununa bilet aldık. Ancak olaylar öyle bir şekilde gelişti ki, oyun saatini kaçırdık! Çok düzenli ve dakik bir insan olarak hayatımda ilk defa bir şeyi kaçırdım. Olacağı buydu aslında. Tiyatro Kadıköy’de, Tüyap da Beylikdüzü'nde olursa daha ne beklenebilirdi ki..Araba olmasına güvendik ama olmadı, trafiği çok fazla önemsememiştik İstanbul gibi bir yerde:s
Kitap dolu her yer bana terapi etkisi yapar. O yüzden kütüphaneler vazgeçilmez yerlerim arasındadır. Tüyap’ta geçirdiğimiz gün sonunda da böyle bir etkinin altındaydım. Zaman zaman kitapların arasında aradık birbirimizi… Rasgele bir şiir kitabının rasgele sayfasındaki bilmem kaçıncı mısra oldu birbirimize okuduğumuz…Okurken bakakaldığımız...(Çocukluğumdan beri çok severek oynadığım bir oyundur bu aynı zamanda. Bazen bir şiir mısrasındadır aradığım işaret, bazen de hadis ve ayetlerde…)Gerçi, Tüyap’tan sonra yaşadığımız saatlerinde yadsınamaz bir etkisi var onu da atlamadan geçemem;)

Aldığım kitap ve dergiler. Malum önümüz bayram bize de memleket yolu gözüküyor. Kuzenlerime Tübitak’ın çocuklar için olan kitap ve dergilerinden ve İngilizce yap-bozlardan aldım. Kitaplardan daha güzel bayram hediyesi mi olur?
Kendim için ise bol sayıda kitap aldım.Tabiî ki büyük çoğunluğu psikoloji üzerine. 2 tanesini de bitirdim üstelikJ







Sadece kitap yok fuarda. Çok güzel posterler de mevcut. Bunlar da aldığım posterlerden yalnızca ikisi Zaman standından..










Fuara bir hafta içinde 2 kez gittik. Son gittiğimizde ise TEMA Vakfı standında bu güzel kupayı gördüm ve aldım. Kupalara karşı zaafım var, görünce dayanamıyorum:s
Üzerinde manolya çiçeğine ait bilgiler ve resmi yer alıyor. Sidar ise sakız ağacının anlatıldığı bardağı aldı.





Tüyap’tan sonra, tiyatroyu da kaçırdığımız için havanın, fırtınanın ve yağmurun da etkisiyle soluğu Historia AVM’de aldık. Güzel bir akşam yemeği ve kahvesinden sonra günümüzü sonlandırdık. Ne kadar yorulduğumu eve gittikten sonra anladım:s

2 gün var önümüzde, eğer İstanbul sınırları içerisindeyseniz kaçırmayın, mutlaka ziyaret edin derim ben. Almasanız da gezin, söyleşilere katılın, kitap kokusunu çekin içinize bol bol…

                                                 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

Çikolatacıdan Çikolatalı Öneriler:p


2/11/2009 · Kategori: Ondan,bundan,şundan

Tatilde çabucak bitiverdi, sonunun nasıl geldiğini anlamamıza fırsat bırakmadan… Olması gereken buydu belki de, insanın işten, güçten soğumasına fırsat bırakmadan sonlanıvermek. Kimimizin içi rahattı. Günler öncesinden yaptığı planları gerçekleştirebilmişti; kimimiz ise tedirgin ve sıkıntılıydı. Yine yaptığı planlar dışında her şeyi yapmıştı (benim gibiL) Ders çalışma adına birçok şey planlamıştım ancak planladıklarımın sadece 3/1’ni gerçekleştirebildim. Uslanmayacağım ben. Alışkanlıkları değiştirmek zor oluyor maalesef…
Tatilde bol bol gezdim, arkadaşlarımla buluştum, okumalar yaptım, mutfağa girdim ve bir diziye sardımJ


Arkadaşım Elfida’nın aklıma soktuğu bu dizi ‘In Treatment’. Alanımda yapılan tüm filmleri görmek istediğimi birçok kez dile getirmiştim. In treatment da tam olarak böyle bir dizi. Dizinin her bir bölümü terapist ile danışanının bir seansından oluşuyor. Yani bölümler oldukça kısa. Her bir bölüm maksimum 30 dakika. Durağan bir dizi olacağı için bölümleri kısa tuttuklarını düşündüm. Ancak, dizi benim için hiç durağan değil. Tüm duyularım açık bir şekilde izliyorum, izlerken not alıyorum, terapistin her cümlesini irdeliyorum. İlk bulduğum fırsatta da klinik psy hocasına dizi hakkındaki izlenimlerimi ileteceğim ve fikirlerini soracağım. Çünkü çok büyük ihtimalle hoca da diziyi izliyordurJ

Mutfağa girdim demiştim tatilde. Uzun zamandır derslerden ve gezmekten fırsat bulup mutfağa girip adamakıllı bir şey yapamamıştım. Tatil iyi bir fırsat oldu buna. Kek yaptım. Özlemişim yumurta ve şekerin birleşerek mutluluktan kabarmalarınıJ


İşte hindistan cevizli damla çikolatalı kekim. Annem ve babam çok beğendi. Marifetli bir kızım söylemesi ayıp:p

Gelelim tedirginruhcikolatacisi’ndan çikolatalı önerilere. Benden de ancak bu beklenirdi değil mi?:p




Damla çikolata almak için markete gittiğimde Dr. Oetker’in yeni ürünü olan ‘Glazür Cake Icing’ ile karşılaştım. Bir tür sos olduğunu anlamam hiç zor olmadı, zira aldığımız pastaların üzeri de bu sosla kaplıydı. Bende kekimde kullanırım diye hemen aldım. Tavsiye ederim. Oldukça pratik hem de lezzetli, her ne kadar yaptıktan sonra sertleşse de tadında bir değişiklik olmuyor. Ben siyah-beyaz ürününü aldım. Ama bitteri de bulunuyor.

 
Dr. Oetker görmeyeli çok fazla yeni ürün çıkarmış. Onlardan bir diğeri de ‘Süsleme Glazürü Şekerli’. Çok şirin bir şey. Tadına daha bakmadım. Ama en kısa zamanda kurabiye yapıp, süslemesinde kullanacağım. Zaten kullanıma hazır bir ürün olduğu için de zahmet çekmeyeceğim. Çocuğu olanlar mutfakta eğlenceli dakikalar geçirmek isteyenler bu üründen  muhakkak almalı diye düşünüyorumJ



Bahsedeceğim son ürün ise tamamen hazır olan, atıştırmalık lezzetler. Arkadaşım ders arasında ikram etmişti mini pop keklerden. Kim akıl ettiyse çok güzel bir şey ortaya çıkarmış vallaJ Çünkü büyük kekler bayıyor insanı. Ancak bu mini kekler öğün görevi görmediği için insanın sadece ağzını tatlandırıyor. Bir poşetin içinde 10 adet var. Okula giderken çantamın kenarına 1-2 tane koyuyorum. Tatlı krizlerinde iyi bir yatıştırıcı oluyor benden söylemesi;)

                                 

                                 Çikolata tadında günler geçirmek dileğiyle….

 

 

Yorum (5) Yorum yaz!

Yılın Buluşması ve Felekten Bir Gece:))


30/10/2009 · Kategori: Ondan,bundan,şundan

Nihayet yeni yazımı ekleme fırsatını ve ‘imkanını’ bulabildim. İmkanını diyorum çünkü blogcudaki sorundan dolayı dün bloğuma giremedim. Çok sinirlendim, az kaldı blogcuyu bırakacaktım. Engellenmekten nefret eden, engellenince de sinir katsayı birden artan bir insanım malesef. Ancak bu problemin akşam çözülmüş olduğunu görünce çok sevindirik oldumJ
Her şeyde bir hayır var dememişler boşuna. Bugün çok güzel ve özel anlar yaşadım. Bu anları paylaşmak bu yazıma kısmetmiş diyorum ve başlıyorum anlatmaya.
Tatil ile ilgili dolu dolu bir program yapmıştık sevdiğimle. Ders dışında her anlamda tabi:s Halbuki, ders çalışma- ödev yapma gibi konularda çok sıkıştığım zaman ‘Bir tatil olsa da bol bol ders çalışsam’ diye hep söylenirim ve ilk tatilde deli gibi ders çalışcam diye kendimin bile inanmadığı bir söz veririm. Her ne kadar tatili yarılamış olsam da bu konuda bir şey söylemek için erken olduğunu düşünüyorum, hayır hayır kendimi kandırmıyorum:p
Felekten bir geceden bahsetmeye başlarsam, bunu bir itirafla açıklamak istiyorum: İtiraf ediyorum ilk defa bir gece dışarıda sabahladım. Her ne kadar bazı arkadaşlarım bunun için geç kaldığımı düşünseler de; bence tam yeri ve zamanıydı. Bunu kimle yaptığımı açıklamama gerek yok sanırım ama açıklayayım yine de: Tabiî ki Sidar’la. Başka kime güvenebilirim ki..Yıldönümümüzü, benim sınav ve ödevlerimden dolayı tam anlamıyla kutlayamamıştık. Bir bakıma o gece yıldönümümüzün telafisi niteliğinde olmuştu. Gündüz yaptığımız şeyleri gece yapabilmek de çok eğlenceli olmuştu.


Uzun zaman olmuştu sinemaya gitmeyeli. Her ne kadar vizyonda ilgimizi çeken bir film olmasa da, kötünün iyisini seçerek ‘Uzak İhtimal’ filmine gitmeye karar verdik. Açıkçası beklediğimizden kötü bir filmdi. İlk dakikalarda ilgiyi canlı tutmayı başarsa da; çok donuk bir şekilde sonlanmıştı. Filmin, bir çok festivale katılıp ödül almasına aldanmamak lazımmış, bunu öğrendik:p





Ortaköy’de waffle yemek, Le Jardin’de tavla atmak (ama bu sefer 3-2 yenilerekL), İstiklal’de turlamak geceye ait birkaç küçük ayrıntıdan biriydi sadece..


Sabahleyin Fındıklı sahilinde yürüyerek kendimize geldikten sonra, Çengelköy- Çınaraltın’da, (Süper Baba dizinin mütevazi kahvehanesinde) kahvaltımızı yaparak güne başladık. Sidar’ın beni eve bırakmasıyla da bize ayrılan sürenin sonuna gelmiş olduk:p





Bugün ise gün,her zamanki gibi erken başladı benim için. Balıklı Rum Hastanesine staj başvurusunda bulunmaya gittim. Hangi aralıkta fırsat bulup staj yapacağım orası muğlak ama belki bazı şeyleri elerim belli olmaz diye düşünerekten böyle bir girişimde bulundum:p Ancak staj işleri ile ilgilenen psikolog hanım izinde olduğu için başvurum haftaya sarktı.
Yılın buluşmasını ise çok sevdiğim canım arkadaşımın evine giderek gerçekleştirdim. 4 senedir okuldan arkadaşımdı Mardinli güzel kız. Mardin’i çok merak ettiğimi, ve bir gün mutlaka gitmek istediğimi söyleyerek başlamıştı güzel arkadaşlığımız. (4 sene geçmesine rağmen ben hala gidebilmiş değilim Mardin’e ama umudumu da yitirmiş değilim, bir gün elbet gideceğim;))
Arkadaşım yemek konusunda kelimenin tam anlamıyla döktürmüş. O kadar güzel lezzetler hazırlamış ki benim için…Arap dolması, Mardin Çöreği, Mardin çayı (Daha doğrusu kaçak çay:p) ve daha sayamayacağım bir sürü lezzet… Güzel yiyecekleri yiyip, tatlı muhabbetimizi yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık bileJ
Yemek hakkında uzun uzun muhabbet edebileceğim bir arkadaşım olduğu için çok şanslı hissettim kendimi. Yemek yapma konusunda oldukça iddialı olan birisi olarak, yemek yapmaya meraklı arkadaşlar edinmek çok mutlu ediyor beni. Yeni lezzetler, özellikle de yöresel mutfaklar hakkında konuşmaktan çok büyük zevk alıyorum. Psikoloji okumasam çok büyük olasılıkla gastronomi okurdum diye düşünüyorum


Güne ait ufak bir detayı da paylaşmadan geçemeyeceğim. Arkadaşımı beklerken Migros’a dalıp ne var ne yok diye bakarken mükemmel kupalar gördüm. Naptım? Aynı bardaktan içmekten sıkılan birisi olarak, tabiî ki hemen satın aldım ve kupa koleksiyonumu biraz daha genişletmiş oldumJ Onun yanında üzerini okuduğumda mutluluktan dört köşe olduğum ‘kahve saklama teneke kutusu’ aldım. Üzerinde aynen şu yazıyor: ‘Senin için özel yapılmış’. Daha ne olsun? J

 

                                                                            Sevgilerimle..

Yorum (4) Yorum yaz!

Çocuk ve Cinsellik


26/10/2009 · Kategori: psikoloji

                                          


Her akşam ana haber bültenlerinde en az 1 tane taciz haberine tanık oluruz. Özellikle çocukların uğradığı cinsel istismarın haddi hesabı yok. Bunun yanında, ülkemizde Avrupa’daki gibi ‘güven kazandırma merkezleri’ ve ‘travma sonrası terapi merkezleri’nin olmaması ya da tam anlamıyla işlememesi de vahim olan durumu iyice çıkmaza itiyor. Araştırmalara göre çocukların en çok tacize uğradığı yaş aralığı 4-11. Çocuklara yapılan cinsel istismar, bir çocuğun hayatında yaşayabileceği en büyük travmalardan biri. O yüzden bende, özellikle aileler tarafından pek de umursanmayan bu konunun can alıcı noktalarını paylaşmak istedim. Aşağıdaki yazı alıntıdır.

Çocuğunuzun üzerini çıkartırken ondan izin alın

'Bedenim bana aittir' bilinci oluşturmak: Bedeninin kendisine ait olduğu hissini kazanamayan çocuk, çok rahatlıkla tacize uğruyor. Çünkü herkesin bedeni üzerinde bir şeyler yapabileceğini düşünüyor. Bu nedenle çocuğun altı değiştirilirken, çocuğa saygısızca ve hırçınca davranarak ve hatta zorla yatırarak altını değiştirmemeli ya da çocuğun üzerini çıkartırken ondan izin almalı! 'İstersen atletini çıkartayım, çok terlemişsin kızım' şeklinde cümleler kurmayı ihmal etmeyin. "Çocuk başlangıçta kendisinden neden izin alındığını anlayamaz. Ama ilerleyen zaman içinde, kendisinden izni alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve bundan rahatsız olur."

Severken bile onun rızasını gözetin

'İzin verirsem dokunabilirsin' bilinci: Çocuğunuzu severken bile 'seni öpebilir miyim?' diye müsaade isteyin ki, bu bilinç oluşsun. Çocuğa herkesin izinsiz dokunması; öpmesi, mıncıklaması vs. bedenini koruma refleksini kırıyor.

Dört yaşından itibaren genital bölgesine mümkün olduğunca dokunmayın

'Dokunulması yasak olan yerlerim' refleksi: Anne-babalar, banyo ya da alt temizliği nedeniyle çocuğun sıkça genital bölgesine dokunuyor. 4 yaşından itibaren mümkün olduğu ölçüde bunu yapmayın. Eş, dost, ve akrabaların da çocukların genital bölgesine dokunarak ya da vurarak sevmesine izin vermeyin.

Yaka- paça eve sokmaya çalışmayın

Fiziksel baskıya direnme refleksi: Çocuğunuza, fiziken sizden güçsüz olduğunu asla hissettirmeyin. Mesela yaka paça eve sokmayın, itip kakmayın, zor kullanmayın. Sevgi gösterileri sırasında ise oyun oynamak için sizden kaçan çocuğu köşeye sıkıştırmayın. Siz onu sevdiğinizi düşünebilirsiniz ama çocuk bu sırada kendisinden büyük birinden kaçamayacağını hafızasına yazıyor. Araştırmalara göre, cinsel suistimale uğrayan çocukların birçoğu çırpınmanın ve o anda kaçmanın çözüm olmadığını düşündüğü için kaçmayı denemiyor.

Evde çıplak dolaşmasına izin vermeyin

'Vücudum görünmemeli' hissi: Dört yaşından itibaren çocuğunuzu ev içinde çırılçıplak dolaştırmayın. Giysilerini kendisinin giyip çıkartmasına izin verin. Kendisini başkalarının yanında çıplak görmeye alışkın olmayan çocuk, elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyar.

Çocuğunuzla birlikte banyo yapmayın

'Banyoda çıplak olunmaması' bilinci: Bazı anne babalar, bebeklikten itibaren çocuklarıyla birlikte yıkanır. Dört yaşından itibaren buna son verin. Ona banyo yaptırırken de üzerinde mutlaka alt çamaşırının olmasına dikkat edin. 7 yaşından itibaren ise mutlaka ve mutlaka çocuğunuzun genital bölgesini başkalarının; eş, dost, akraba görmemesine özen gösterin.

Çocuğunuz tuvalet ihtiyacını giderirken yanında durmayın

'Tuvalette benden başkası olmamalı' bilinci: Çocuğunuza dört yaşından itibaren tuvalet ihtiyacının yalnız başına giderilmesi gereken bir durum olduğunu öğretin. Yanında durmayın. Korktuğunu söylese bile onu ihtiyacını yalnız gidermesine alıştırın.

Başkalarının yanında üst-baş değişimi yapmayın

Soyunma ve giyinmede yalnızlık ilkesi: Temel davranış refleksinin kazandırılmasında çocuğun kıyafetlerini yalnız başına giyip çıkarması büyük önem taşıyor. Dört yaşındaki bir çocuk yalnız başına kıyafet giymekte zorlanabilir. Bu durumda anne ya da baba başka bir odada ona yardımcı olmalı. Asla salonda başkalarının yanında üst-baş değiştirilmemeli.

Onun özel dünyasına saygıyla yaklaştığınızı hissettirin

'İzin verirsem kabul edilirsin' ilkesi: Anne-babalar, çoğu zaman çocuklarının bir birey olduğunu unutuyor ve farkında olmadan ona kendi tekelindeki bir mal muamelesi yapıyor. Buna göre özellikle 7 yaşından sonra çocuğunuzun odasına izin almadan girmeyin. Mesela onu odasında üzerini giyerken gördüğünüzde, özel dünyasına saygıyla yaklaştığınızı hissettirin ve özür dileyip kapısını kapatın. Çocuk, odasının kendisine özel olduğunu anlamalı ve izin vermeden kimsenin giremeyeceğini bilmeli.

 

Yorum (4) Yorum yaz!

Çocuklarla Çocukça:))


23/10/2009 · Kategori: Ondan,bundan,şundan

                                         

Keyifli bir gün yavaş yavaş sonlanırken, geride bıraktığı sadece baş ağrısı oldu. Geçen 2 haftaya oranla daha hafif bir hafta geçirmiş olsam da, çocuklarla uğraşmak kolay değilmiş, bu durumu iyice idrak etmiş oldum. Ve öğretmenlere olan saygım kutsal bir boyuta ulaştı:p
3 hafta önce bugün staja başlamıştım Doğa Koleji Anaokullarından birinde. Geçen 2 hafta gerçekten de çok yorucuydu ve tabir-i caizse eve turşu gibi dönüyordum. Geldikten sonra da yaptığım tek şey yatarak etkinliklerde bulunmak oluyordu:s Her şey çocukların boyuna göreydi, görünüşte çok şirin ama konforda (tabiî ki bizlere göre) iyi sayılmazdı

Gözlem yapmak ve aktif etkinliklerine yardım etmek için girdiğim sınıflardan biri… 2 haftadır giriyorum bu sınıfa. Zaman zaman çok yorulduğumu hissetsem de verdiği mutluluk çok farklı. Öğretmen de oldum bu arada:p Örtmenim diye arkamdan koşturup duruyorlar. İtiraf edeyim çok tuhafıma gitmişti ilk hafta öğretmenim diye arkamdan seslenmeleri. Hatta üstüme bile alınmamıştım:p Gerçekten öğretmen olan arkadaş ‘Sana sesleniyorlar’ dediğinde bir garip hissetmiştim. Ama çabuk toparlandım. Küçük yumurcakların ‘psikolog abla’ diye seslenmeleri daha tuhaf olurdu herhaldeJ

Anaokulunda staja başlamadan önce, kafamda bazı durumları yaşayan çocukların psikolojisi ile ilgili sorular mevcuttu. Burada gözlemlediğim bazı çocuklar ile bu sorularıma da tatmin edici cevaplar buldum.

Şimdi, heyecanla, okulun psikoloğunun hafta sonları velilerle yaptığı görüşmeleri bekliyorum. Çünkü o görüşmelere  ‘psikolog’  olarak katılıp, gözlemlerde bulunacağım. İleride, yüksek lisans yaparken, bu alanda çalışırsam ne tür sorularla karşılaşacağımı bilmek beni bir nebze olsun rahatlatıyor.

 Anaokulunda  stajımı tamamladıktan sonra, deneyimimin olmadığı bir alan kalıyor. Onun içinde faaliyetlere şimdiden başlamış durumdayımJ

                                                                                                                   Sevgi ile..

Not: Fotoğraflar Doğa Koleji Anaokullarının sitesinden alınmıştır.

Yorum (4) Yorum yaz!